Devlet üzerine dersler almaya devam ediyorum. Eski kitapları okuyup, eski hocaları arayıp bu neydi diye sorup eski ders notlarımı karıştırıp yapmıyorum artık. gidiyorum bir yere yirmi – otuzbeş yaş arası gurubun yanına bir masaya ilişiyorum. Elime aldığım gazeteyi açıyorum. Okur gibi yapıp gurubu dinliyorum. Ve aralarında çok azının eğitimi bu yönde olmamasına rağmen birey – devlet – halk – millet – adalet – insanlık üzerine bir şeyler öğrenip kendimden biraz da eskimişliğimden…

Üzülerek yeni bakış açıları yeni güzel tarifler, yaşama, davranış üzerine bir dolu şey öğreniyorum.

Okuduğum bütün sosyolojik kitapların hepsi antika olmuş. İçinde bir kelime bile doğru kalmamış. Yeni dediğim, alışamadığım fikirler bile küflenmiş.

Devletin babalığı, dedeliği çoktan bitmiş. Devlet yeni tanımıyla hizmetli kadrosunda. Hırsızı yakalamıyorsa, yakalayamıyorsa polise niye maaş verelim gibi tanımlar.

Suç üreten, üretilmesine sebep olamaz dedikleri bir devlet. Eğer bizim hakkımızı veremediği gibi, hak yeme konusunda bizi durduramıyorsa adalet kurumlarına ne gerek var diyen bir düşünce. Bizi bize rağmen kendi kötü dediği ama bizim kötü olarak nitelemediğimiz şeylerden bizi koruyacağını söyleyerek bizim bir şeylere ulaşmamızı, satın almamızı, görmemizi engelleyen kural veya yasa koyan, yasayı çıkarırken de bize fikrimizi sormayan yönetenler hayatımızda olmamalı diyen bir tavır.

Biliyorum bu dersler bana fazla geliyor.

Kafam karışıyor. Anlamakta zorlanıyorum. Koyun olduğum günlerimin sonu gibi.

Hissediyorum.