Telefon çalıyor. Evdesin. Açmıyorsun telefonu. Işıkları kapatmışsın. Dışarıdan giren ışıklarla gölgelenen bir koltuğa sığınmışsın. Sigarandan çektiğin nefeslerde yüzün aydınlanıyor. Gözünde ki yaşlar görülmese de ara sıra sessizliği aralayan hıçkırıklar ağladığını belli ediyor. Müzik yok. Yüreğinin orta yerinde tekrarlayan bir müzik. Her yeniden başlayışında hıçkırıkların da bir yükseliş. Sen sigara içmezdin ki. Derin bir nefes daha çekiyorsun. O zamanlarda genç ciğerlerin. Ölümün ötesinde annenle birkaç ağız dalaşında ağlamıştın. Şimdi ağlamayı öğreniyorsun. Çok sonraları adını koyacağın sevda gözyaşları. Acıyor daha şimdiden.

Kadınca dirençlerinin en orta yerinde birden bire nasıl çıktı diye düşünüyorsun. Yalnızlığının ortaya çıkışı hem de tam sevdayı yeni yeni tanımaya başladığın sırada aniden. Artık hayatının sonuna kadar arkadaşın da olacak bir duygu. Düşünebiliyor musun? Gecenin orta yerinde birden koynun da bulabileceğin bir duygun daha var öğrendiğin. Yıllar sonra ilk beraberliğinizin o kadar da acıtıcı olmadığını anımsayacaksın yalnızlığının seninle birlikteliğinin.

Adını önceleri ne koyduğunu biliyor musun?

Yalnızlığının acısını ne koymuştun. Açmıyorsun telefonu yeniden çalmaya başladı. Yalnızlığın daha ağır basıyor. Bu gecenin içinde ne varsa kabulün. Saçlarını savurup, burnunu siliyorsun, gözlerini. Camın kenarına gidip dışarı bakıyorsun. Sigaranı bir daha yakıyorsun. Kapının önüne gelmiş midir? Hayır kapının önünde olsa telefon niye çalsın? Gözyaşların yine çoğalıyor. Yalnızlığınla orada tanışıyorsun. Bir deniz kıyısında ayağını soktuğun denizin ayağını okşamasında da aynı yalnızlığı buluyordun. Yanında seni sevdiğini söyleyen bir erkekte vardı. Ama yine o eski arkadaş ayaklarını gıdıklıyordu.

Yazan: Prensesin Babası – diğer yazılarıma göz gezdirmek isterseniz hayatmasali.com