Eski çağlardan kalma İbranice yazılar ve Mısır’daki mezar resimleri en sevdiğimiz yaz meyvesinin kökenini ortaya koyuyor. Fakat karpuzun o zamanlardaki tadının acı olduğu tahmin ediliyor. Farklı ülkelerde kuşaklar boyu yapılan ıslah sonucunda karpuzun şimdiki görüntüsü ve tadı elde edilmiş. Mısır’da Tutankhamun’un mezarı da dahil 4 bin yıl önce inşa edilen mezarlarda karpuz resimlerinin yanında karpuz çekirdekleri de bulunmuş. Şimdiki gibi yuvarlak değil oval karpuzlar bunlar. Arkeologlar ayrıca Libya’da 5 bin yıllık bir yerleşimin kalıntıları arasında da karpuz çekirdeklerine rastlamışlar. Peki, Mısır halkı bu acı ve tatsız meyveyi niye önemsemiş ki? Bunun cevabı karpuzun su tutabilme özelliğinde yatıyor. Tanrı yerine konan firavunun öldükten sonra uzun bir yolculuğa çıkacağı düşünülüyordu. Bu uzun yolda suya ihtiyacı olacaktı.

Şu Bizim Karpuz

Şu Bizim Karpuz

Karpuz bunu sağlıyordu. O yüzden tadı ve rengi üzerinde uğraşılmaya başlandığı tahmin ediliyor. Yani Amerika’lı ünlü mizah yazarı Mark Twain’in “Melekler de karpuz yiyor olmalılar, eminim, çünkü tadı çok güzel” diye tanımladığı karpuzun macerası yıllarca süren bir değişimin sonucu. Eski Yunanca da pepon olarak geçen karpuzu tıbbın babası Hippkrat da idrar söktürücü özelliğinden dolayı övüyordu. Hatta serinletici ıslak kabuğunun kafalara konması ve  çocuklarda güneş çarpmasının önlenmesi bile önerilmiş.