Dünya geçen haftayı rehine krizleriyle geçirdi. Politik açıdan irdeleyip ahkam kesmeme imkan yok. Rehine, esir ilan edilmiş, edilmemiş her savaşın kanayan yarasıdır. Savaşın kabul edilmiş, edilmemiş her kuralına aykırı bir durumdur. Çözülmesi, hele iyi bir şekilde çözülmesi hem savaşan tarafların hem de o toprakların savaşmayan tarafsız arabulucularının ne kadar bu işi çözmek istediklerini de ortaya koyar.

Suriye muhaliflerinin rehin aldıkları Birleşmiş Milletler askerleri Filipinliler serbest kaldı. Ürdün’e teslim edildi. Güzel bir haber. Onlar o savaşın değil, başka savaşın bir parçası olarak oradaydılar. Kolay olmasa da çözüldü. Nijerya ayrılıkçıları ise 7 rehineyi öldürdüklerini açıkladı. O rehineler de o savaşın bir parçası değillerdi. Ama öldüler…

Burada benim sorularım başlıyor…

Ne için öldüler..?

Gerekçe doğrumuydu? Savaşın tarafları için evet. Ama kabul edilen tarafsızlar için doğrumuydu? Tarafsız arabulucular bu savaşın sürmesinden yanamıydılar?

Bu öncelikle olmasa da sorulacak sorular. Bunlar değil benim derdim, asıl soru şu: Bu bir savaşın (Açık veya değil ) kuralları için doğru bir davranışmıydı? Cevap hayır ise yaptırımı ne olabilir? Bizim adamlar yapar ise iyi sizinkiler yapar ise kötü gibi bir mantık varmıydı? Savaş öyle ya da böyle sürerse yansız, tarafsız görünenlerin çıkarları olabilir mi?

Savaş ve onun nedenleri kadar derin ve kötü kokulu bir durumdur bu?

Bu yüzden savaşlar, kirli kuralsız savaşlar var dünyamızda.

Ve savaşın tarafı olmayan insanlar ölüyorlar.

Yazan: Prensesin Babası – diğer yazılarıma göz gezdirmek isterseniz hayatmasali.com