Ne oldu? Nasıl oldu? Nereden ne zaman girdin? Hangi kapıyı açık bırakmıştım? Hangi camın arasından sızdın? Seni ilk ne zaman neden düşündüm? Neden düşündüm? Aklımı ele geçirdiğini ne zaman fark ettim ettim mi ? Fark etmeden mi ele geçirildi zamanlarım? Saldırıyı ele geçirilme mi fark etmedim ki zamanlamasını fark edeyim değil mi? O kadar küçük şeylerle aklımdaydın ki o küçük şeylerle mi beni ele geçirdin?

Öyle bir şeydir, küçük bir şey bir bakış, bir gülümseme, bir kelime şakanın içinde harflerinin yeri değişmiş, bir ayak takılması, belki hikayesinin içinde bulunmadığımız bir başka aşkın güzellemesinin seslendirilmesi, bir komikliğe çığlıklı bir gülüş, bir kedi yavrusunu kucaklayış, bir bulmacada bilinen bulunamayan bir sözcük, bir şiirin bir mısrasını hatırlama çabası, beceriksiksiz bir yemek tadı, bir dudak bükümü bilinmeyen bir anının yorumuna.

Her neyse, her nasılsa bir aralık bulup kaçmak içeri, yerleşmek sıcak sıcak ısıtmak yüreği, ısıtmak alıştırmak, üşümesini kovalamak usulca bir el hareketiyle pist demeden der gibi bir sessizlikle yerini bir yastığı şişirircesine pışpışlayıp hazırlamak o yeri ve gülümsemek bir sabah kahvesinde zafer kazanmış bir Napolyon edasıyla ‘’Günaydın’’. Evet ‘’Günaydın’’ kuşatılmış, bütün kaleleri teslim olmuş, teslim kılıcı bile artık olmayan, yenilginin, teslim olmanın, işgal edilmiş olmanın sesi. ‘’Günaydın’’

Yazan: Prensesin Babası – diğer yazılarıma göz gezdirmek isterseniz hayatmasali.com