Bir gök gürültüsü, camlarda bir tıkırtı. Dolu yağıyor. Uyandı. Saat 11 olmuş çoktan. Yataktan çıkmak canı istememişti ama çıktı. Mutfağa hareketlendi önce, sonra yatağa döndü üşümüştü nasıl bir üşüme tarifsiz, yorganı aldı sırtına salona gitti. Kanepenin orta yerine oturdu, oturmadı kuruldu, bacaklarını altına aldı. Sultan bilmem kim gibi hani tepesinde kocaman tuğu olan kavuğuyla dikeldi. Gök yeniden gümbürdedi. Titredi dışarının fikri üşütüyordu. Kalktı kanepeden sırtında yorganı bir ucu yerlerde sürünen peşinden yürüdü mutfağa.

yanlız olmak

Dağınık masaya baktı geceden kalma masanın üzerinde açık paketten dışarı çıkmış bir sigarayı aldı, dudaklarına iliştirdi. Çakmak bakındı, göremedi dağınıktı masa ocağa uzandı yaktı ocağı uzattı dudaklarında ki sigarayı yakmak için başını çevirdi saçları yanmasın diye yaktı sigarasını, söndürmedi ocağı bir eliyle yorganı tutuyordu, tek eliyle musluğu açtı çaydanlığı aldı yarı doldurdu yanan ocağın üstüne koydu, musluğu kapattı. Geceden takılmış bir müzik mırıldandı, yola baktı salona girerken selseli götürüyor derler ya öyle bir yağmur.

Kulaklarında biri şarkı söylüyordu, önce kısık bir sesle eşlik etti sonra bayağı bir düete girdi geceden takılmış dudağına şarkıya mutfaktan kaynama cızırtısı duyulana kadar eşlik etti kanepe de oturup. Bir Ankara sabahıydı, bir aşk fısıltısı duyuyordu geceden beri öylesine yüreği kıpırdıyordu ve alabildiğince gökten yağıyordu herşey.

 

Etiketler: ,